31 Ekim 2010 Pazar

Feeling about words

Some words are hot:
Fire, flame and shot.
Some words are sharp,
Sword, point and carp.
And some alert:
Glint, glance and flirt.
Some words are lazy:
Saunter, hazy.
And some words preen.
Pride, pomp and queen.
Some words are quick,
A jerk, a flick.
Some words are slow:
Lag, stop and grow.
While others poke
As ox with yoke.
Some words can fly-
There's wind, there's high;
And some words cry:

"Goodbye.."

"Goodbye.."

Mary O'Neill

29 Ekim 2010 Cuma

Aylin Aslım turuncusu

Çıkmazdayım ve görüşlerinize ihtiyacım var. Uzun zamandır turuncu saça takmış durumdayım ama bana yakışıp yakışmıcağı konusunda aşırı kararsızım. Arkadaşlarımdan fikir aldım ama neredeyse yarı yarıya bi sonuç çıktı. Hala karar veremedim. Sizce yaptırmalı mıyım ?


Bazı arkadaşlarım daha doğrusu bikaç erkek arkadaşım saçlarımın kıvırcık olması nedeniyle güzel olcağını ve kıvırcıkların rengi kapatacağını kesinlikle yaptırmam gerektiğini söylediler. Bazıları ise çok beyaz tenli olmam gerektiğini yakışmıcağını söylediler.Ama saçlarım permalıydı ve artık bu kadar kıvırcık değil. O yüzden çok kararsız kaldım.
Renk de şu:

Help!

27 Ekim 2010 Çarşamba

Someone say the stop to me!


Yani anlamıyorum nasıl bi insan yaptığı hiçbir şeyden bi zevk almaz ki ? Yani ben, şahsen şu aralar öyleyim. Böyle bi buhranlarda gibiyim ama ne aradığımı ne istediğimi bilmiyorum. Yapmam gereken çok şey yok ama daha neşeli olmam için yapmam gereken çok şey var.

-Seneye gireceğim sınav zımbırtısında giden 30 puanımı kapatmaya çalışmak mesela. Ama ben bunun için hiçbir şey yapmıyorum. Derslere girmek dışında. Matematik ve biraz da biyoloji dışında çalışmam gereken pek fazla ders yok aslında. Dil olduğum için bu bölümler her ne kadar beni ilgilendirmese de geçen sene aldığım gibi iyi bi puan almam ve en önemlisi giden 30 puanımı kapatmam için bu dersler çok lazım benim için. Yoksa belki de İstanbul hayal olabilir. Düşünmek bile can sıkıcı. Bunu geçtik.

-Eve kapattım kendimi. Yani bendeniz gezme delisi bir kişiyim. Dışarda olmak yeterli benim için yer farketmez genelde. Dört duvar arasında olmak nedense boğuyor beni. Ama bu aralar doğru dürüst dışarı çıkmıyorum bile. Sadece dersanenye gideceğim zamanlar. O da hepi topu 3 gün. Evde abimle ilgilenmekten, tnt izlemekten, çok arada bir test çözmekten, temizlik yapmaktan ve internette zaman geçirmekten başka yaptığım bir şey yok. Listenin böyle fazla olduğun aldanmayın. Kelimelerin çokluğu sizi sakın yanıltmasın. Hepsi çok can sıkıcı.

-Şimdi bende bir şey eksik ama ne ? Yine ben, bizzat yeni şeylere bayılan bi kişiliğe sahibim. Yeni yerler görmek, yeni filmler izlemek ve yeni şarkılar keşfetmek falan. Özellikle yeni insanlarla tanışmaya bayılırım. Farklı insanlarla farklı diyaloglar, onlardan yeni şeyler öğrenme, onların hayatlarına az da olsa dahil olma ve yeni insanları hayatlarıma az da olsa dahil etme. Nedendir bilmem yeni tanıştığım kişiyle aramızdaki muhabbet gerçekten iyiyse hayatıma az da olsa canlılık gelir. Kendimi iyi hissederim ya da. Ama çok uzun zamandır böyle biriyle tanışmadım. Kız ya da erkek kişisi farketmez.

-Son zamanlarda beni heyecanlandıran tek ve yegane şey ise futbol. Maçları takip etmeyi, atılan gollerde sevinmeyi, heyecanlanmayı, küfür etmeyi şu sıralar hiçbir şeye değişmem. Bir de arada abimle evde pes turnuvası yapıyoruz. Genelde yeniyor pislik. O zaman baya sinirleniyorum yani ne yalan söyliyim. Ama kabul etmek lazım joystick zıkkımıyla oynamak zor be abi.

-Eskisi kadar süslenmiyorum da artık. Paspallaştım. Evden fazla çıkmadığımdan ve kendimi bıraktığımdan gün be gün miskinleşmem artıyor. Tamam arada toparlanıp kendime gelsem de eski miskinliğime dönmek pek zaman almıyor. Aynaya baktığımda kendimi öyle gördükçe de daha fazla salıyorum kendimi iyi mi.

-Ben film hastasıyımdır. Çok film izlerim. Özellikle tavsiye edilenleri. Bu aralar bikaç tane izledim sadece. Aslında izlemeyi çok istiyorum ama içimde geçen sene olan ve onu bir sene boyunca canımdan bir parça gibi büyüttüğüm "test çöz canavarı" bu sene daha da olgunlaştı. Böyle aktiviteler yapma düşüncesinde hemen devreye giriyor ve sonuç Knock out! Yani ben. O değil. He test çözüyor muyum? Hayır. Orası da ayrı.

Daha bunun gibi sıralayabilceğim hastalıklı durumlarım ve sıkılası maddelerim var.Ama bu kadar maddeyle bile kalbinizin neşe dolu yerlerine ağ ördüm, kararttım ve örseledim biliyorum. Tamam durmayın hor görün, aşşalayın, dalga geçin, yerin. Ama yalvarırım bir şey söyleyin.


Tanrım sana geliyorum.

26 Ekim 2010 Salı

yapmayın böyle şeyler gençler


O değil de PSV'nin Feyenord'u 10-0 yenmesine ne dersiniz. ahahah. Yani ben Feyenordlu olsam kafamı o saha çimlerine gömer bi daha çıkarmazdım. He PSV'li olsam 5. golden sonra terkederdim abi tribünleri. Lan bağır bağır sevin sevin nereye kadar. Bi saatten sonra boku çıkar onun. ahaha. Hayır golleri izlicem ama çok üşeniyorum be bitmez sabaha kadar.

25 Ekim 2010 Pazartesi

böyle resimlere aldanmayın. kimse temizlik yaparken böyle gülemez.


Eğer benim gibi bir anneye sahipseniz ve hayatınızı anlatırken aklınızdan hep hayatım boyunca temizlik yaptım demek geçiyorsa ve asla diyemiyorsanız beni en iyi siz o talihsiz arkadaşlar anlarsınız.Eğer aranızda bu talihsizlerden varsa öncelikle şunu vurgulamak istiyorum: Siz benim kader arkaşımsınız. Sizi canı-ı gönülden seviyorum.
Ben kendimi bildim bileli elinde bir toz beziyle gezip parkeleri silmekten aşındıran, odalar arası geçiş yapmak istediğimde parkelerin her zaman yeni silinmesi nedeniyle basmamam için cırlayan, süpürge sesiyle adeta nirvanaya ulaşan bir anneye sahibim.Bu gerçekten acıdır.Bilemezsiniz..Kendisinin titiz olması asla ona yetmedi ve ben onun çırağı olarak yetiştim. Asla onun gözünde usta olamasam da aslında temizlik konusunda master yapmış biriyim. Guiness amcalardan bikaç tane çağırsam ve 1 hafta evimizi izleseler şu yaşımda kimse benim gibi temizlik yapmadığından o kitaba adımı yazdırırım. Paramı da krallar gibi alırım. Sadece medyatik olmak istemiyorum hepsi bu. Parada pulda da hiç gözüm yok.(yersen) Ben bu kadar canla başla temizlik yaptığım hatta yeri geldiğinde kıçımı yırttığım halde annemin o malum gözüne bir türlü girmeyi başaramadım. Bu kadar temizliği o sarışın cillop gibi çocukların annelerinin evinde yapsam hepsi beni çocuklarıyla evlendirmek için can atar. Bundan hiç şüphem yok. Ama gelin görün ki bu yeteneğimi kimseye gösteremiyorum a dostlar. Yani beni de eve gelip kıçını yaya yaya oturan, bütün gün mağarasından çıkmayan ve pislik içinde yaşayan o pis kızlar kategorisine sokacaklar diye aklım çıkıyor. Yani onlar gibi olsam istediğiniz kategoriye sokun yerden yere vurun hiç gücenmem ama sakın ha aklınızdan 'bu böyle temiz görünüyor olabilir gidip evini görsen anlarsın nasıl biri olduğunu' gibi şeyler geçirmeyin. İşte o zaman vasiyetimi hazırlamaya başlarım. Bu da Dostlar beni temiz hatırlasın diye bi cümleyle başlar sanırım.
İşin en koyan kısmı da annemin beni hiçbi zaman temizlik yapıyor olarak görmemesi. Yani temizlik yaptığım gün rahatım. Ertesi gün hiç temizlik yapmıyorsun gibi sitemler duyabiliyorum. O kadar yani. Temizlik konusunda böyle tırlatmış bir insan kendisi. Bazen durumum o kadar acınası oluyor ki babam bile dayanamayıp yardım ediyor bana düşünün. Yani bi düşünün. İçiniz acır.
Ama tabi ki anneme her zaman boyun eğmiyorum. Annem her temizlik yapalım dediğinde tamam annecim sen nasıl istersen olaylarına girmiyorum. Ya yeter be temizlik temizlik yapmıyorum bugün de bu ne ya off bıktım artık cümleleri aslında sıkça kullandığım sözler. Google'a temizlik yazınca ilerde Kübra isminin çıkmasına az kaldı. Şimdiden uyarıyım da o zaman gördüğünüzde şaşırmayın.
Yani ben, yani aslında ben, evimde yaptığım temizliği başka evde parayla yapsaydım( aslında ona temizlikçi deniyor ama ben kendime o sıfatı bi türlü yakıştıramadım çünkü temizlikçi benim yanımda halt etmiş) şimdiye köşeyi dönmüştüm. Elimde kırmızı şarabımla dönen sandalyemde oturup odamda çalışan 3-5 temizlikçiye emir veriyor olurdum.
Ne çok fırsat kaçırmışım düşününce şaşırıyorum vallahi.

23 Ekim 2010 Cumartesi

sürpriz yumurtadan çıktı

Belki de her zaman ikinci olanı birinci yapmaya çalışmak gibi isteklerim olduğundan, kalemler arasında en az mürekkebi olanla yazmayı seçtim. Harflerin yarısı koyu, yarısı ince ve soluk. Tükenmeye yüz tutmuş şeyleri yeniden diriltme çabası bendeki. Kötü olan bir şeyi iyi gibi hissetmek ve iyi olmasına çabalamak. Soluk çıkan harfin üstünden tekrar gitmek. Ama farkettiğim bir şey var, ne zaman bir harfin üstünden gitsem eskisinden daha kötü bir görünümü oluyor. Belki de kötü bir görünüm olmaması için düzeltmemek sadece devam etmek gerekiyor. Çünkü düzeltince ya daha koyu ya da şekilsiz oluyor. Gerçi şöyle bir baktığında hata en başta o kalemle yazıya başlamakta ama insan bir şeye takılınca bırakamıyor. Her neyse fazla zırvalamıyım, olmuyorsa kasmayacaksın abi, bir kalem düzgün yazmıyorsa mürekkebi fazla olanı alıcaksın. Yazdıkların sorunsuz ve kesintisiz olacak. Soluk yazmaya başladığı an değiştireceksin.

Mürekkebi bitenden hayır gelmez. İkinci çizgiyi çizmeye çalışırsan "Hayır!" gelir..

Artık uzatmak istemiyorum.
Kalemden kastımı anladın sen. Ben kalemimi çoktan değiştirdim. Ya sen?


Bu yazımı Sevgili X kişisinin ikinci kez ilişkiye başlamak kararıma karşı verdiği hayır cevabından sonra yazmıştım.Şimdi okudum da gerçekten mantıklıymışım. Ama şu an sanırım değilim. Çünkü o X kişisiyle 1 sene üzerine tekrardan konuşmaya başladık. Dün gece. Benden sonra en yakın arkadaşlarımdan (yani o zamanlar en yakın olarak düşündüğüm) biriyle çıkmaya başlamıştı.Her gün aynı sınıfta gözümün önünde fingirdeşiyolardı. Kimseye 6 ay boyunca sevgili olduklarını söylemediler. Ama sürekli beraberlerdi ve bunu anlamamak için gerizekalı olmak gerekirdi. Lise bittikten sonra da her şey açığa çıktı zaten. Bunun üstüne neden hala onunla konuşuyorum bilmiyorum gerçekten. Hatta o olaylardan sonra neden msnimden ve facebookumdan silmediğimi de bilmiyorum. En uzun ilişkim onunla oldu ve çok güzel şeyler yaşadık belki de bu yüzden. Sürekli rüyalarıma girip kendini sürekli hatırlatıyordu belki de bu yüzden. Bilemiyorum. Ama hala yanlış yaptığımı bile bile konuşmaya devam ediyorum. Ve 1.5 senenin üstüne ilk defa bu kadar neşe dolu hissediyorum kendimi. Şimdi benim kendime engel olmam lazım. Bu yazdığım yazıyı sürekli okuyarak ve yaptıklarını aklıma getirerek uzak durmam lazım.

Lazım da icraata nasıl geçicem onu bilemiyorum işte.Bence kalbimin yerine ikinci bir beyin lazım bana. Çok daha etkili olacağına inanıyorum.

Nirvana- My Girl

21 Ekim 2010 Perşembe

zalım kader

Daha önceki yazılarımda okudunuz mu bilmiyorum ama ben bu senenin ösym mağdurlarındanım.Hatta ösym mağduru değil kendi kendimin mağduruyum.Şöyle ki tam bir sene boyunca canımı dişime taktım eşekler gibi çalıştım günde 11 saat derslere girdim ve karşılığını da aldım. Sınavdan 486 puan alarak Yeditepe Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği tam burslu bölümü tutturmuşum.Aslında özel istemiyodum fakat üstüne para verdikleri için açıkçası cazip geldi. Özel olarak da bir tek onu yazmıştım.Ben polyanna mutluluğuyla günlerimi geçirirken zalim kader son dakika golünü atmayı eksik etmedi tabi. Her zaman olduğu gibi.. Bir yanlışlık ya da gözümden (daha doğrusu benim annemin ve hocamın gözünden) kaçması sonucu tam burslu girilecek olan okul kodu normal olarak girilmiş ve böylelikle okulun paralı kısmı tutmuştu. Yıllık para ise 16 milyar olduğu için haliyle beni gökyüzüne çıkaran hayallerim kıç üstü gerisin geriye bıraktı.Toparlanmam zor oldu ve hala daha toparlanabilmiş değilim tam anlamıyla. Ve öyle geliyor ki bi dahaki sene üniversite yüzü görene kadar da anlatamıcam. Atlatamamamın ya da daha doğrusu daha fazla üzülmemin en büyük nedenlerinden biri haketmemem. İkinci olarak da arkadaşlarımdan gördüğüm tepkiler. Böyle bir şeyi gerçekten haketmedim çünkü bir sene boyunca deliler gibi paraladım kendimi. Tüm yıl kıçını yaya yaya sınıfta yatan eline bir tek test kitabı almamış ve ingilizcenin daha tenselerini bilmeyen adamlar şimdi üniversitedeler. Ulan o kadar koyuyor ki anlatamam.. Bir tek ben kaldım inanır mısınız.Sadece ben. Ve hakettim mi bunu? Bana kalırsa hayır. Çevremdekiler daha doğrusu ailem ve bikaç yakın dostum her şerde bir hayır vardır şimdi sana hayır gibi gözüken şey belki de seni daha kötü yerlere getirecekti bilemezsin. o yüzden bu kadar üzülme vardır bunda da bir hayır diyerekten teselli etmeye çalıştı. Bunların dışında geri kalan 'arkadaşlarım' ise o malum tesellilerini benden esirgemediler. Sağolsunlar. Tabi bunlara ne kadar teselli denirse.Orası da tartışılır. Bana daha çok küfür gibi geldi çoğu.Her neyse bu durumuma sevinen aslında üzülmüş görünüp aslında bi bok hissetmeyen, hakettin kızım sen çok havalıydın o kadar çalışıyodun diye düşünüp içinden kıs kıs gülen şerefsizler çok fazla. En kötüsü de onların hepsinin şu an başka bi ilde olmaları. Senelerdir İstanbulda yaşamayı hayal eden ben bir hata sonucuyla bu lanet şehirde tıkılı kaldım. Yani 1 sene daha tıkılı kaldım. Ve en kötü yanlarından biri de seneye 30 puanımın düşecek olması. Canımı alsalardı daha iyiydi yani. Eğer o puanım düşmeseydi istediğim bölümü kazanabilirdim. Mütercim-tercümanlık kastım. Ama bu durumda gerçekten çok zor. Yine de elimden geleni yapıcam.

*Facebookta iletilerine oraya buraya üniversitesinin ismini yazan her gün farklı yerlerde fotoğraflar çektirip koyan o gerizekalı arkadaşlarımdan nefret etmemde bir sakınca yoktur diğ mi ?