3 Ekim 2010 Pazar

normal mi sence

Süüpper günler geçiriyorum.O kadar harika, o kadar akıcı ki zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum bile. Diğer günü iple çekiyorum ve uzun zamandır mutlu olmadığım kadar mutluyum!!


Bugün n'apalım dedik ve kızlarla dışarı çıkıp alışveriş yapmaya karar verdik.Süslendik püslendik ve düştük avm yollarına.O mağaza senin bu mağaza benim talan ettik. Bok gibi paramız olduğu için deli gibi alışveriş yaptık.Hatta naktimiz bitince kredi kartına dayadık.Bu sırada da ağzımız boş durmadı tabi. Sürekli bi yerlerde bişeyler yiyip içtik.O kadar eğlendik o kadar eğlendik ki içinde olmayan anlayamaz o kadar yani !!



Kızlarla saatlerce vakit geçirdikten sonra eve dönüyodum ki babam aradı.Otobüslerde süründüğümü ve eve döndüğümü anlattım.Babam da demesin mi artık senin çok istediğin vosvosu almanın zamanı geldi diye!! Otobüste bir çığlık attım ki bütün gözler üstüme çevrildi. Hemen yarın gidip alalım dedi.Telefonu baba seni çok seviyorum cümlelerini defalarca tekrarlayarak kapattım.Sonunda bu da oldu. Çokça mutluyum!!




Binbir mutlulukla sevgili evime döndüğümde sevgili sevgilim aradı. Beni çok özlediğini ve hemen görmek istediğini söyledi. Halbuki daha dün görüşmüştük. Ama birbirimize o kadar bağlıyız ki çok çabuk özleyebiliyoruz birbirimizi.Çok yorgun olduğumu bana gelebileceğini söyledim.Bir saate kalmadan kapımda bitti.Sarılıp koklaşıp hasret giderdikten sonra film izlemeye karar verdik. İkimizde film manyağı olduğumuz için bir tanesi kesmedi tabi.Benim gibi o da gerilim filmleri sevdiğinden peş peşe sıraladık gerilimleri.Sonunda bir filmin ortasında uyuyakalmışız.Sabah ben erken uyanıp ikimize misler gibi bi kahvaltı hazırladım. Sohbetli bir kahvaltının ardından ikimz de okullarımıza gittik. Her şey muhteşem!!




Tabi ki saçmalık! Bunların hiç biri olmadı.


Her şey yine sıradan.Değişen hiçbir şey yok.Ne deli gibi alışveriş yapıyorum,ne senelerdir hayalini kurduğum vosvosu alabildim, ne de tam hayallerimdeki gibi bir sevgilim var!! Bok gibi oraya buraya savurcağım paralar da yok!! Hayatımda son zamanlardaki en büyük değişiklik ehliyet almam oldu. Onun huzuruyla bikaç günümü idare edebilirim diye düşünüyorum.Hayatımdaki her şeyde bir şeyler eksik.Tamam kabul çok karışık oldu. Yani hiçbir şeyim tam değil.Ne okul hayatım, ne aşk hayatım, ne aile düzenim.. Bazılarının hatta çoğunun yaşadığı gibi toz pembe bi hayatım yok. Kıskanmıyorum demicem çünkü bu sefer kıskanıyorum!! Geçen seneyi öyle böyle idare ettim ama bu seneyi de böyle geçiremem. Artık her şey yoluna girebilir mi lütfen!!



in the end all i really want to hear is..
i love you.

26 Eylül 2010 Pazar

This is just an ordinary day

Nasıl oluyor da hem hiçbir şey yapmak istemeyip hem bir şeyler yapmak ister bir insan anlamıyorum. Şu an tam da bu durumdayım. "Ay kalbimin üstünde bi ağırlık var, kalbimin üstüne bir şey oturdu " vs derler ya işte tam o hesap benimkisi. Ama daha spesifik tabi. Ne oturmak ne kalkmak ne yemek yemek ne aç kalmak ne internete girmek ne televizyon izlemek istiyorum. Zıtlıklardan bile herhangi birini seçemiyorum. Sadece deli gibi kitap okuyasım var ama evde lanet olsun ki kitap yok! Hepsini okumuşum! Benim gibi kitap okuma delisi olan bir insanın nasıl yedekte kitabı olmaz onu da anlamıyorum tabi.

Böyle buhranlarda gibiyim sanki. Hayatımın gidişatı gittikçe sıkıcılaştığından mı bilmiyorum."Aslında şu an başka bi hayatı yaşayacaktın, olmayı en çok istediğin ilde istediğin okulda olacaktın" diyen iç ses sürekli bi rahatsızlık vermeyi başarıyor.Haliyle derin üzüntülere girebiliyorum.Alıştım evet alışmadığım değil.Alışmak zorundaydım.Hala daha alışmak zorundayım.Ama zor. Gerçekten öyle. Bu yüzden biraz bocalıyorum sanırım.

Biraz mı?
Tamam kabul ediyorum.
Elime yüzüme bulaştırıyorum.
Mesela bugün o lanet olası yerden yani 3 senedir kurtulamadığım dersaneden eve döndüğümde aşırı acıkmıştım ve üstümde "Allahm hala ben neden dersaneye gidiyorum şu an başka bi yerde olmalıydım"buhranı vardı.Hani her şeyi bulanık görürsün sadece düşüncelerinle olursun ya öyle bi haldeydim.Bişeyleri yapıyodum evet ama otomatiğe almıştım. Yürüyodum otobüse biniyodum otobüsten iniyodum eve geliyodum zile basıyodum ellerimi yıkıyodum ve oturup yemeğimi yiyodum. Evet tam bunları yaptım ki sağ kulağımdan doğru annemin "kızım misafirlere hoşgeldin deyip öpsene a aaaaa" dedi. Gerçekten o sırada farkettim. Aslında girdiğimde onları gördüm evet. Ama otomatiğe aldığım beynim onların misafir olduğunu ve hoşgeldin demem gerektiğini hatırlatmamıştı. Bişeyler eveledim geveledim ve açlık mazeretim oldu. Yemeğimi aceleyle yiyip kendimi mağarama gömdüm yani odama. Saatlerce boş boş oturup aptal kutusuna baktım ve spesifik durumuma çare olabilecek şeyler düşündüm.Tabi hiçbirinin işe yaramayacağını bildiğim için aptal kutusuna boş boş bakmaya devam ettim.Ta ki annem gelip durumdan yakınana kadar. Her zamanki gibi " odandan çıkmıyorsun bizden iyice uzaklaştın. Bugün de bi tuhaftın zaten misafirleri görmedin bile. Senin canın neye sıkkın?" Moralim her bozuk olduğunda ve moralimin neye bozuk olduğunu bilmediğimde annemle sürekli moralimin neye bozuk olduğu konusunda kavga ederiz. Daha doğrusu o hep bişeylere bozuk olduğunu bense kesinlikle olmadığını tekrarlar dururuz. Tabi ki bu beni daha da gerer.



Ben gerçekten yağmuru sevmem.Aslında yağmuru değil yağmurlu günü sevmem. Havanın rengini karanlığını ve kasvetini oldum olası sevmemişimdir. Belki de bugün yağmurlu olduğundan böyleyimdir.Kim bilir..

This is just an ordinary day.

24 Eylül 2010 Cuma

hepsi sen

Gülüşler nasıl "gel" doğuruyorsa
Kelimeler o kadar "git" doğuruyor-muş.

Evetler nasıl "heyecan" doğuruyorsa
Hayırlar o kadar "sancı" doğuruyor-muş.

Dokunuşlar nasıl "sahiplik" doğuruyorsa
Asfalt o kadar "gözyaşı" doğuruyor-muş.

Bilseydim bunları en başından
ya da bana öğretilseydi evrene düştüğüm andan itibaren
"git"ler doğar mıydı yine de bana?
Gelenler olmuyor değil.
Çoklar.
Hepler.
Ama hiçbiri "sen" değiller.
Senin gibi içten mesela.
Senin gibi huzurlu.

Ya da senin gibi adi.
Sen olamayacak kadar ikiyüzlü.

Bunların hepsi sen-ken
Ve sen içimdey-ken

Git"leri nasıl kabullenirim ben?

22 Eylül 2010 Çarşamba

öptüm aeo

Hani şey vardır ya
telefonda yayık yayık saatlerce konuşursun
hatta yeri geldiğinde uzun süre susarsın
ama iş kapatma sırasına geldiğinde
dilin sürçer, kelimeler karışır
hangisini söyleyeceğini şaşırır
saçmalarsın ya
işte en komik bulduğum anlardan bi tanesidir.
az önce yaşadım yine hahah çok komikti.
hadi görüşürz he sende selam söyle öptm bye bye
bye bye canım tamam falan hahaha.
kelimeleri on kere tekrarlarsın.
hayır anlamıyorum sanki bi yere kaçıyorsun.
yavaş yavaş söylesen uzun ve güzel dileklerde bulunsan
en önemlisi "anlaşarak" hani ne dediğini anlayarak kapatsan
güzel olmaz mı ?
bi gün başıma gelmesi dileğiyle..

Goodbye my almost lover.



20 Eylül 2010 Pazartesi

O şarkı

Gözleri güldüren bi şarkı yazılsaydı yazılmadı
yok
yok
Ayıp olur mu son bi vursaydın kalbim yorgunsun
çok

son bi kez yine ona gidicem
son bi kez dudağını öpücem hayatın
vur kalbim
son bi kez yine onu görücem
son bi kez bileğini bükücem hayatın
vur kalbim

izin ver kalbim.

kaydedilmemiş liste

En nefret ettiğim şeylerden biri
media player"a istediğin yüzlerce şarkıyı
tek tek uğraşarak atıp
tam zafere ulaşmak üzereyken
ve müziğin kulaklarından girip
damarlarında dolaşacağı anı iple çekiyorken
yanlış bi hareketle bütün şarkıları silmektir.
işte o an
kendimden hiç olmadığı kadar nefret ediyorum.
suratıma kusasım geliyor.
hayat birden kararıyor sanki.
öyle iğrenç bişey.
nefret.