5 Ağustos 2010 Perşembe

Anlamı yok sözlerin

Sınırlar var.
Kalbimizde, aklımızda, dünyamızda..
Her yerde sınırlar var.
Bazısı öyle keskin ki can acıtıyor.
Bazısı ise törpülenmiş bikaç yerinden.
Ne kadar işe yarar bilemem ama
Sivrileri yok en nihayetinde.
Binalar, şehirler, ülkeler..
Attığım her bir adımda bir sınır.
Bir "Dur!"
Hayallerimizde bile.
Evet hayallerimizde bile bir "Dur!"
Peki ya maviler?
Belki denizler de öyle.
Ama bana hep sonsuz geliyor.
Gökyüzü?
İşte onda asıl sonsuzluk.
Baktıkça özgürleştiğin, hiç bir sınırın olmadığı,
Senin olan.
Senin olmasa bile senin hissettiğin bir mavi.

Gözlerinin mavisinin benim gökyüzüm olacağını sanıyordum..

Dokunma

"Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin."

Bundan mıdır acaba yalnızlık(lar)ım?
Sevmeyi mi bilmiyorum ki ben?

"Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredersin."

Korkarak mı yaşıyorum ya da ?
Bundan mı isteklerim geçmişin ardında sıkışıp kalıyor ?

Kulaklarımdan kalbime giden şarkı sözleri şöyle söylüyor :

"Sevmek eski bir yolcu artık geri dönmeyecek..
..Aşk eski bir palavra artık burdan geçmeyecek.."

Ve ardından:

"Hayır istemem bir başkasını..
Yalnız da ayağa kalkabilirim.."

Kalkabilir miyim gerçekten?

"Hayır dokunma bir başkasına.."

Dokunacak mısın gerçekten?..

4 Ağustos 2010 Çarşamba

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Topraktan Kuleler

Yüzlerce ev ziyaret ettim bugün, yüzlerce dünya.
Hepsi topraktandı.
Mermerle süslemiş bazısı.
Bazısı da yalnızca çiçekleriyle yetinmeyi bilmiş.
Hemen her evin yanında bi üzüntü var, bi keder.
Ev sahibi ise sessiz.
Belki apayrı dünyalara gitmiş bir nurla.
Belki acılar çekiyor binbir ızdırapla.
Özleyenler ağlak, meraklı.
Ev sahibi ses vermese bile konuşuyorlar onunla.
Sahip kapılarını kapamış dış dünyaya.
Ama umut;
Ahhh bu umut!
Belki cevap verir ümidiyle hala kapıda bekleyen,
Gözüyaşlı birçok bekleyen.
Kızmıyorlar ama ona.
Korkuyorlar da aynı zamanda.
Hayatın getirdiği sorumluluk altında ezilen,
Yükü ağırlaştıkça kamburlaşan bir sürü insan.
Korkuyorlar acı çekmekten.
Ya kabul etmek istemiyorlar gerçeği,
Ya da kafalarında kurdukları gerçekler daha cazip geliyor onlara.
Korkulası topraktan kuleler!
Öyle bir kule ki bu;
Himayesine aldığını bir daha bırakmıyor.
Haykırışlar, yalvarışlar nafile.
Sadece bildiğini yapıyor.
Sadece kapılarını kapatıyor.

1 Ağustos 2010 Pazar

Eğer

Düşündüm de;
Kader denen şey var mıdır gerçekten?
Ya da eğer varsa neden yaşıyoruz?
Eğer her şey kendiliğinden olup bitecekse;
Ya da biz ne yaparsak yapalım kaderi değiştiremeyeceksek eğer,
Ne için yaşıyoruz ki ?
Mesela tanışmadığım bir insanla bir gün bir yerde illa karşılaşacaksam,
Neden onunla tanışmak için uğraşıyım ki?
Ya da kaderimde kanser olup ölmek varsa eğer,
Bıçaklanınca ölmeyecek miyim ben?
Bu gerçekten böyleyse eğer;
Hayat çok anlamsız değil mi gerçekten?
Anlamsız ve amaçsız.
Yazılmış bir senaryo varsa ve biz sadece oynamak için oynuyorsak
Doğaçlama gibi düşünüp aslında ezbere oynuyorsak rolümüzü
Neden yaşıyoruz ki gerçekten?
Eğer ;
Kader denen şey gerçekten varsa;
Ve eğer;
Kadere inananlar varsa;
Ne için çabalıyorlar ki hayatta ?
Saniyeler sonra güleceğim,
Aylar sonra hastalanacağım
Ya da yıllar sonra belli bir gün öleceğim belliyse eğer;
Neyin içinde sürükleniyorum ki ben böyle ?
Bir şey varsa ben dışında;
Beni yöneten ve beni bilen;
Her şeyimle onunum demektir aslında.
İstemsiz ve karşı konulamaz şekilde
Sen onunsundur aslında.

*Akşamları balkonda oturup güneşin batışını izlerken
Dışarıdaki çocuk ve şehir sesiyle hayatı düşünmek hoşuma gidiyo fazlasıyla.
Kulaklarımda bana huzur veren şarkıların melodisi dolandıkça
Daha;
Çok daha fazla huzurlu oluyo düşünmek.
Bir yere varamayacağımı bilsem bile;
Hayatın karma;
Karmakarışıklıklarıyla bi nebze oyalanmak
İyi geliyo bana.
Fazlasıyla.


Gerekli Olan

Hayat.
Ve.
O.
Aslında
Hayat.
O.
Dost.
Kardeş.
Sevgili.
Anne.
Her şey.
Gözyaşım.
Kahkaham.
Yaşadığım her şey.
O.
Yaşadıklarımın içinde O.
O'nun içinde yaşadıklarım.
O'nsuz ben;
Yok.
.
.

Ters


Biraz hızlıyımdır.
İnsanlar arasında yürürken daha hızlı görünürüm.
Hızlıyımdır mesela sinirlenmekte.
Unutmakta da öyle.
Hızlıyımdır;
ama hatırlayabilirim her şeyi
bulanık da olsa.
Bence bir şeyi ne kadar yavaş yaparsan;
aklında o kadar iyi kalır.
Bir tatlının tadı;
yavaş yenildiğinde
ağızda daha uzun süre kalır ve hatırlanır.
Deniz kenarında yapılan bir yürüyüş;
eğer yavaş yapılırsa
insanın zihninde daha canlı kalır.
Bir cümle ya da yalnızca tek bir kelime;
eğer okunulan her kelimeden sonra bir ara verilirse,
eğer okuyup sonra tekrar bir daha okunulursa,
yorulmadan okunulan kitabın dili daha iyi anlaşılır.
Ama ben;
ben hızlıyım.
Hızlı yemek yerim;
tadı ağzımdan uçup gider.
Hızlı yürürüm;
olabildiğince hızlı.
Ya da hızlı okurum mesela;
kelimeler ya da cümleleri sindiririm ama.
Ne kadar hızlı yaşasam da ;
yaşadıklarımı kimi zaman bulanık hatırlasam da,
ulaşırım beni yaralayan olaylara..